30 Aralık 2013 Pazartesi

En İyiler| 2013



Koskoca bir yılı daha geride bıraktık. Bu yıl çok güzel kitaplar okudum, yeni türler keşfettim. Seneye daha da güzel kitaplar okumak dileğiyle bu yazıya başlamak istiyorum.

 Ne yazık ki bloga yazmaya başlamadan önce okuduğum kitapları bir yerlere kaydetmemişim. Yani benim en iyi kitaplarım mart ayından itibaren okuduklarım arasından seçilecek. Vakit bulabilirsem bir sonraki postta izleyip beğendiğim film ve dizileri de yazmaya çalışacağım. Daha fazla konuyu uzatmadan başlayalım.



26 Aralık 2013 Perşembe

Bu Ay Neler Okudum? | Aralık

resim temsilidir.



2013 yılının son Bu Ay Neler Okudum? postundan merhaba. Bu ay da istediğim verimi yakalayamadım ama çok yakında sömestr başlıyacak o zaman deli gibi kitap okumayı planlıyorum. Bu ay çok merak ettiğim kitapları okuma fırsatı buldum ve bundan dolayı çok memnunum. Bakalım neler okumuşum?

(başlıklara tıklayarak ilgili konulara gidebilirsiniz.)

1. Mekanik Melek- Cassandra Clare

2. Proje: Ölümcül Virüs- Tess Gerritsen

3. Takipçi- Kevin Hearne

4. Ada- Tracey Garvis Graves

25 Aralık 2013 Çarşamba

Ada- Tracey Garvis Graves| Kitap Yorumu


Kitap: Ada
Yazar: Tracey Garvis Graves
Tür: Günümüz, Romans
Yayınevi: Epsilon
Seri: On The Island (#1)

Otuzlu yaşlardaki İngilizce Öğretmeni Anna Emerson, Maldivlerdeki bir yazlıkta T.J. Callahan’a özel ders vermesi teklif edildiğinde bir an bile tereddüt etmeden bu yaz işini kabul eder. Kütüphanenin yerine tropik bir adada çalışmayı kim istemez ki?
Kimse onun fikrini almış olmasa da, T.J.’in şehri terk etmeye hiç niyeti yoktur. On yedi yaşında olan T.J, kanseri daha yeni alt etmiştir. Bu dertlerden kurtulduktan sonra ilk yazını ailesiyle değil, arkadaşlarıyla beraber geçirmek ister.
Anna ve T.J. Maldivler’deki yazlık eve doğru yola çıkmışken, bindikleri deniz uçağının pilotu kalp krizi geçirir ve uçak köpekbalıklarıyla dolu Hint Okyanusu’na çakılır.
Zorlukla kıyısına vardıkları ıssız adada, ilk düşünceleri hayatta kalmaktır. Su, yiyecek, ateş ve barınak bulmak için beraber çalışmak zorunda kalırlar. Günler, haftalara, aylar yıllara dönerken, kazazedeler şiddetli tropik fırtınalar, denizin içindeki tehlikeli canlılar ve T.J.’in kanserinin tekrarlama ihtimali de dâhil birçok sıkıntıyla
karşılaşırlar.
Ancak en büyük tehlike adada herkesten çok uzakta, iki kişi yaşamaktır. T.J. adada bir doğum günü daha kutlarken, Anna da, yavaşça yetişkinliğe adım atan bu genç adamla yaşamanın eskisi kadar kolay olamayacağını anlamaya başlar.
“Ada insanı içine çeken, zekice yazılmış bir öykü. Karakterleri son sayfayı çevirdikten sonra bile aklınızdan çıkaramayacaksınız.”


21 Aralık 2013 Cumartesi

Takipçi- Kevin Hearne| Kitap Yorumu


Kitap: Takipçi
Yazar: Kevin Hearne
Tür: Fantasy, Urban Fantasy
Yayınevi: Artemis
Seri: Demir Druid Günlükleri (#1)


Demir Druid Günlükleri - Takipçi
"Bu müthiş esprili seride, Kelt mitolojisinin kahramanları ve günümüzde yaşayan kadim bir Druid, Arizona çöllerinde bir araya geliyor."
-Kelly Meding, Three Days to Deadın yazarı-
Druidlerin sonuncusu, Atticus OSullivan, Arizonada huzurlu bir yaşam sürüyor. Eski bir kitapçı dükkânı işletiyor ve boş zamanlarında İrlanda av köpeğiyle birlikte avlanmak için şekil değiştiriyor. Komşuları ve müşterileri, Atticusun yirmi bir yaşında, yakışıklı, dövmeli bir İrlandalı olduğunu düşünüyor. Hâlbuki Atticus tam yirmi bir yüzyıl yaşında. Gücünü topraktan alıyor, keskin bir zekâsı var ve zekâsından daha da keskin olan Cevaplayıcı, Fragarach kılıcını kullanıyor.
Ne yazık ki, gazabı şiddetli bir Kelt tanrısı da bu kılıcın peşinde ve yüzyıllardır Atticusun takipçisi. Üstelik bu sefer amacına çok yaklaştı. Atticus ondan kurtulmak için bütün gücünü toplamak zorunda. Ayrıca baştan çıkarıcı ölüm tanrıçasının, vampir ve kurtadam avukatlarının, bedeni bir cadı tarafından ele geçirilen çekici bir garsonun ve meşhur İrlandalı şansının yardımına ihtiyacı var.
"Kevin Hearne, hem tuhaf bir şekilde tanıdık hem de şaşırtıcı derecede orijinal bir dünya yaratarak eski mitlere yeni bir soluk getiriyor."
-Nicole Peeler, Tempest Risinçm yazarı-
(Tanıtım Bülteninden)



Bu yazıyı içim buruk, gözüm yaşlı yazıyorum dostlar. Bu kadar merak edip de kitabın beklentilerimin  çok altında kalması beni üzdü. Elimde uzunca bir süre süründü ve bittiğinde koca bir oh çektim. Eğer beni instagram'dan takip ediyorsanız biliyorsunuzdur, Kitapsihirbazı'nın set kampanyasından almıştım Demir Druid Günlükleri'ni. Fiyatı hem çok uygundu hem de deli gibi merak ettiğim bir seriydi. Kargo elime geçer geçmez de okumaya başladım.



Öncelikle kitabın ilk 50-60 sayfasını; ''Bu kimdi? Bu ne demekti? Anlamadım!'' nidalarıyla okudum. İçine girmesi zor bir kurgu kesinlikle, eğer benim gibi İrlanda Mitolojisine yabancıysanız çok daha zor oluyor bu durum. Kitaba alıştıktan sonra da bu sefer merak unsuru azalıyor, monoton bir hâl alıyor kitap. Spoiler vermek istemediğim için monotonluğundan bahsetmeyeceğim ama karakterimizin durmadan yardım alıp, önceden uyarılması heyecan unsurunu baltalıyor. Kitabın içinde aşk unsuru kesinlikle yok,  bol aksiyonlu bir kitap. Ayrıca birçok yerde kahkaha atmama sebep olan diyaloglar vardı. Karakterler ustalıkla yaratılmıştı, günümüzde birbirine benzeyen kitap karakterlerinden çok farklılardı ve bu durum kitabın değerini gözümde oldukça arttırdı.



Her şey bir yana kurgu açısından ve okuduğum birçok Urban Fantasy romanından çok daha kaliteliydi. Kesinlikle türünün iyi örneklerinden birisi, beklentimi biraz daha az tutsaydım eminim çok daha fazla severdim. Eğer İrlanda ile ilgili her şeyi okuyorsanız, fantastik romanları seviyorsanız okuyun derim ben. Çok bir şey kaybetmezsiniz. Ben ikinci kitaba şans vermeyi düşünüyorum.

Not: Kapaklar çok hoşuma gitti, orijinal kapaklar kullanılmış. Çok güzel!

Puanlama: 3/5

19 Aralık 2013 Perşembe

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması, FastPay'i En İyi Anlatacak Yönetmenleri Bekliyor

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile mobil cüzdan fastPay’i en iyi anlatan viral seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada dereceye girenleri 5.000 ile 15.000 TL arası ödüller bekliyor.

Yenilikçi ürün ve hizmetleriyle farklılaşan DenizBank, sektörde fark yaratan uygulaması fastPay’i en iyi anlatacak yönetmenleri bekliyor. DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile DenizBank’ın mobil cüzdanı fastPay’i en iyi anlatan kısa film seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada filmler maksimum 2 dakika sürecek. Yarışmacılar çektikleri filmlerde isterlerse viral, isterlerse gerçekten hayattan örnekler, isterlerse de sokak röportajları şeklinde bir film yapabilecek ve çekim için her türlü cihazı kullanabilecekler.

Başvuru yöntemi

Katılımcılar çektikleri videoları, video paylaşım sitesi Youtube’a yükleyecek ve linklerini DenizBank Facebook sayfasında bulunan 3. Deniz Film Fest uygulamasına girerek 20 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında başvurularını yapabilecekler. İzleyiciler, 1 - 13 Mart 2014 tarihleri arasında, uygulamada bulunan ve beğendikleri filmleri “like” ederek oylayacak. En fazla “like” alan 30 film, 17 – 28 Mart 2014 tarihleri arasında jüri tarafından değerlendirilecek. Jüri Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı ve Belgesel Yönetmeni Hasan Özgen, Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ve Yönetmen Taner Elhan’dan oluşuyor. İlk 3’e girecek filmler için DenizBank tarafından sırasıyla 15.000, 10.000 ve 5.000 TL ödül verilecek. Ödül töreni ise 8 Nisan 2014’te düzenlenecek.

Dijital bankacılıkta ezber bozan uygulama: fastPay

DenizBank’ın fastPay uygulaması özellikle gençlerin birbirlerine hızlı para transfer etmeleri, üye işyerlerinde, ellerini cebine atmadan sadece telefonlarından ödeme yapabildikleri inovatif bir mobil cüzdan uygulaması. Uygulama sayesinde DenizBank müşterisi olsun olmasın herkes cepten cebe 7/24 ücretsiz para gönderebiliyor. Kullanıcılar DenizBank Mevduat Hesabı’nı veya kredi kartını fastPay cüzdanına bağlayabiliyor, fastPay işyerlerinde alışveriş olanağına sahip oluyor. Alışverişlerde ödeme yaparken NFC, QR Kod gibi hiçbir ekstra teknolojiye ihtiyaç duyulmaması ise fastPay’in rakiplerinden ayrıldığı en önemli fark olarak dikkat çekiyor.

Ayrıca fastPay ile istenilen DenizBank ATM’sinden kartsız para çekilebiliyor. Uygulama AppStore, WindowsPhone Store ve Google play’den ücretsiz olarak indirilebiliyor.

Bilgi için:
Bersay İletişim Danışmanlığı / 0212 337 51 00
Rasim Yılmaz  /  Tel: 0212 337 51 49 / GSM: 0554 289 49 01 /  rasim.yilmaz@bersay.com.tr
Gül Mumcu Mutlay  /  Tel: 0212 337 51 79 / GSM: 0532 251 83 30 /  gulm@bersay.com.tr


Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Before Sunrise- Film Yorumu



İlk defa bir filmi bu kadar geç izlediğim için üzülmüyorum aksine çok mutluyum, ikinci film için 9 yıl bekleyemezdim heralde. Şu ana kadar birbiriyle bağlantılı üç film çıkmış ve üçünün de arasında 9 yıl var. Hemen ikinci filmi izlemek istesem de kendimi durdurmayı başardım, böyle uzun aralıklarla çıkan güzel filmleri çok çabuk tüketmemek lazım.

1995 yılında çekilen Before Sunrise, iki karakterin arasındaki aşkı ele alıyor. Dediğim gibi yan karakter yok, aksiyon yok, entrika yok. Bana göre görüp görebileceğiniz en doğal aşk filmi olmaya aday. Oyuncular ve hikaye her şeyiyle orijinal. Benim gibi aşk filmleriyle arası olmayan birisi bile sıkılmadan sonunu getirdiyse gerisini siz düşünün. Başrol oyuncuları; Ethan Hawke ve Julie Delpy. Imdb puanı ise 8.0 gibi yüksek bir rakam.

Kısaca konusuna değinirsem; Amerikalı bir turist olan Jesse ve Fransız bir öğrenci olan Celine Viyana'ya giden bir trende karşılaşıp konuşmaya başlıyorlar. Jesse ineceği durağa geldiğinde Celine'e onunla gelip bir gece boyunca gezmeyi teklif ediyor çünkü otele gidicek parası yok ve bütün gece aylak aylak gezicek. Celine kabul ediyor ve olaylar başlıyor. Bana göre çok farklı karakterlere sahip, iki kırık kalbin bir araya gelmesiyle güzel bir iş ortaya çıkarmışlar. Ayrıca filmin sonu hiç beklediğim gibi bitmedi. İkinci filmi izlemek için sabırsızlanıyorum!

Bu soğuk havalarda içinizi ısıtacak, güzel bir aşk filmi arayanlara tavsiyemdir. İyi seyirler! :)

(farklı renkte yazılan isimlerin üstüne tıklarsanız imdb sayfalarına ulaşırsınız.)



Not: Diğer filmleri izlemeden yazmıştım bu yorumu, şimdi yayınlamak kısmet oldu. :)

14 Aralık 2013 Cumartesi

Neler İzledim #2

Daha önce birincisini yayınladığım Neler İzledim postunun ikincisinden merhaba! Daha önce de açıkladığım gibi izlediğim filmler biriktikçe bu postu yayınlıyorum. Bu postu yayınlama nedenim hem izlediğim filmleri unutup tekrar izlememek hem de izleyecek film arayışında olanlara yardımcı olmak. Kendi adıma bana yardımcı oluyor, umarım size de yardımcı olur.



1. Before Sunrise

Yorumunu en kısa zamanda paylaşmayı düşünüyorum. Tek söyleyebileceğim görüp görebileceğiniz en doğal aşk filmini izlemeye hazır olun.




2. Before Sunset

İlk filmdeki çocuk görünümlerinden sonra bu hallerine adapte olmam çok zor oldu. Ama yine çok güzeldi ayrıca bu filmlerin sonlarının açık bırakılması resmen işkence!




3. Before Midnight

İlk iki filmden sonra çok sevdiğimi söyleyemem. Ama sonu çok güzeldi, acaba bir 9 yıl sonra yeni filmi çıkacak mı?



4. The Hunger Games: Catching Fire

Her yerde söylediğim gibi film efsane olmuş! Ben çok sevdim, dvdsi çıksa da bir daha izlesek hemen.




5. Carrie

Yorumunu burada paylaşmıştım. Bana göre güzel bir uyarlamaydı.




6. The Host

Yorumunu burada paylaşmıştım. Yine sevdiğim bir film oldu.




7. Now You See Me

Ben bu filmi çok sevdim, tekrar izlenilecekler arasında yerini aldı. Çok eğlenceli ve sürükleyiciydi. İkinci film için sabırsızlanıyorum.



8. The Polar Express

Yeni yıl ruhu her yeri sarmışken eğlenceli bir animasyon izlemek isteyenlere tavsiye ederim. Sonlara doğru biraz sıkılmıştım ama yine de sevdim.


                                                                       ****


İzlediğim filmler içinden favorim Now You See Me oldu. Kesinlikle izlenmeye değer bir film.


Proje: Ölümcül Virüs- Tess Gerritsen| Kitap Yorumu


Kitap: Proje: Ölümcül Virüs
Yazar: Tess Gerritsen
Tür: Mystery, Crime, Romance
Yayınevi: Martı
Seri: -


Her şey aydınlanacak; hayatta kalmayı başarırsak...
Yağmurlu bir gecede yakın arkadaşıyla buluşmak üzere yola çıkan Cathynin yaşamı, aniden hayatına giren Victorla tamamen değişir. Arabasıyla çarptığı bu adam, önemli bir biyokimyagerdir ve insanlığı tehdit eden tehlikeli bir bilgiye sahiptir.
Bir kaza sonucunda yolları kesişen bu ikiliyi çetin bir kaçış ve kovalamaca beklemektedir, çünkü onlar, derin devletin acımasız hedefine ulaşmasındaki en büyük engeldir... Cathy ve Victoru zor zamanlar beklemektedir.
"Gerilim romanlarının usta ismi Tess Gerritsen, hikâyenin her satırını muhteşem bir dille işlemiş."
-Publishers Weekly-
"Tess Gerritsen hayranları, Proje: Ölümcül Virüste heyecan ve gerilimi birlikte yaşayacak, kendilerini soluksuz bir kovalamacanın tam ortasında bulacaklar."
-Booklist-
"Herkesin hemfikir olduğu nokta Tess Gerritsenin gerilim türünde ustası olduğudur. Proje: Ölümcül Virüs de yazarın bu alandaki öncülüğünü kimseye kaptırmamakta kararlı olduğunu bir kez daha gösteriyor."
-The New York Times-
(Tanıtım Bülteninden)

Tess'in çıkan son kitabı Proje: Ölümcül Virüs, çok çabuk okunan ve sürükleyici bir kitaptı. Kitabın birkaç sayfasını okumak için oturmuştum ve bir baktım ki kitabın yarısındayım. Tam bir Tess kitabıydı diyebilirim. Tüm karakterleri ayrı ayrı sevdim, kitabın temposu daha ilk sayfalardan itibaren en üst noktadaydı  ve kitabın son on sayfasına kadar da durmadan devam ediyordu.

Kitabın konusunu kısaca özetlemek gerekirse; Çalıştığı şirketin laboratuvarında yapılan bir deneyden rahatsız olan ve bunu müdürüyle konuşmaya çıkan arkadaşının garip ölümünden sonra bu işin peşine düşen Victor, peşindekilerden kaçarken Cathy'nin arabasının önüne atlıyor ve o andan itibaren gerçekleri gün yüzüne çıkarmak ve insanları olası salgın tehdidinden korumak adına kedi fare oyununa başlıyorlar.

Daha önce de belirttiğim gibi kitabın neredeyse her sayfası aksiyon dolu ve bir sonraki sayfada neler olacağını merak ediyorsunuz, tam bir kaçma kovalama kitabı. Gerilim açısından beklentiniz olmazsa zevkle okuyacağınız bir kitap olur. Ayrıca yazarın diğer kitaplarına nazaran bu kitapta tıbbi terimler çok  az ve sanıyorum ki herhangi bir seriye ait değil. Şunu söylemeden de geçemeyeceğim kitabın son 3-4 sayfasını yüzümde garip bir sırıtışla okudum ve ev halkının garip bakışlarıyla karşılaştım.

Son olarak kitap benden geçer not aldı, Tess severlere tavsiyemdir.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bu Ay Neler Okudum? | Kasım

Merhaba arkadaşlar, bu ay okuduğum bütün kitaplardan memnun kalmanın verdiği mutlulukla bu yazıyı yazıyorum. Ayrıca bir kitap hariç okuduğum bütün kitapların yorumlarını blogumda paylaşmışım. Bakalım ben kasım ayında neler okumuşum? (başlıklara tıklayarak yorumlarına bakabilirsiniz.)

Resim temsilidir. Bana ait değil, alıntı.
Resim temsilidir, bana ait değil. weheartit.com'dan alıntı.



1. Gölge ve Kemik- Leigh Bardugo

2. Uyumsuz-Veronica Roth

3. Kuralsız- Veronica Roth

4. Hırsızlar Sosyetesi- Ally Carter

5. Saplantı- Jennifer L. Armentrout





2 Aralık 2013 Pazartesi

Saplantı- Jennifer L. Armentrout| Kitap Yorumu


Kitap: Saplantı
Yazar: Jennifer L. Armentrout
Tür: Fantasy, Paronormal, Romance, New-Adult
Yayınevi: Dex Plus
Seri: Obsession



 Ukala, zorba ve tapılası bir adam. Korunmaya muhtaç, küfürbaz ve ateşli bir kadın.
Hunter acımasız bir katil. Devlet için kötü adamları öldüren bir uzaylı. Işığın çocukları Luxenleri yok etmek için doğmuş bir Arum. Yaptığı işten de çok memnun, ta ki, bir insanı korumak zorunda bırakılana dek.
Serena, en yakın arkadaşı, senatörün oğlunun doğaüstü bir varlık olduğunu söylediğinde, ona inanmamıştı. Kim inanır ki? Ne yazık ki sonrasında korkunç bir olaya şahit oldu.
Hunter ve Serena, ateş ve barut gibi… Bir arada olmaları çok tehlikeli…
Sonunda Hunter yapmaması gerekeni yapıyor. Hem de defalarca.
(Tanıtım Bülteninden)



Okuduğum ilk Jennifer L. Armentrout kitabı olan Saplantı, eğlenceli kurgusuyla size keyifli anlar yaşatacak bir roman. Bir çok yeri yüzümde koca bir sırıtmayla okudum ve Hunter'ın davranışları yüzünden bol bol göz devirdim. Serena bu koruyucu öküze gayet sabırlı davrandı, ben olsam çoktan kıçını tekmeliştim. Tabii başarabilirsem!

Aslında Jennifer L. Armentrout'a sebebini bilmediğim bir ön yargım var. Melez Sözleşmeleri serisinin ön okumasını okuduğum zaman acayip derecede Vampir Akademisine benzetmiştim ve benim için o an Jennifer L. Armentrout kitapları görmezlikten gelinecek kitaplar listesine girdi. Yine de yazara bir şans vermek istedim, sonuçta kadının her kitabı büyük bir bayram edasıyla kutlanıyor. Kitaba deli olmadım ama özgün kurgusuyla bana hoş vakit geçirtti. Yaklaşık bir gün gibi kısa sürede biten, okuması kolay bir kitap Saplantı. Eğer beklentinizi yüksek tutmazsanız zevk alarak okuyabilirsiniz. Ayrıca birkaç yerde gözüme çarpan mantık hataları çeviriden dolayı mı yoksa yazar elli kelime önce yazdıklarını unuttuğu için mi kaynaklandı bilmiyorum. Neyse ki kitaptan soğutacak kadar rahatsız edici değildi bu durum.

Belirttiğim gibi yazarın daha önce yayınlanmış hiçbir kitabını okumadım. Lux serisini okumadığım için alıp almamakta kararsızdım ama bağımsız okunabilecek bir kitap. Sanıyorum ki Lux serisinde anlatılan şeyleri bu kitapta kısa bir özet olarak okuyoruz. Genel olarak kitap karakterlerini sevdim, Serena'nın yaptıklarıyla düşünceleri tutarlıydı. Hunter ise gayet komik bir karakterdi. Her ne kadar Jennifer beni bu kitabıyla deli gibi etkilemese de akılda kalacak karakterler yaratmış. Serinin ikinci kitabına şans vereceğim gibi duruyor ama diğer serilerinden uzak durma kararım hâlâ geçerli.

 Yazımı bitirirken şunu da belirtmeliyim ki kitap yetişkinler için. İçinde bol bol küfür ve seks sahnesi geçiyor. Bu gibi durumlardan rahatsız olmuyorsanız bence bir şans verebilirsiniz, ben çook eğlendim!

Not: Jen hayranları beni taşlayabilirler ama inanın sevmek için çok uğraştım bu kitabı.


Alıntılar:

''En azından erkek türünün hangi gezegenden gelirse gelsin öküz olduğunu öğrenmiştim.''
                                                       ***
''Bütün bunlara dair ne düşüneceğimi bilemiyordum ancak o yatakta yatarken gözlerimi kapatmadım. Her zaman yaptığım şeyi yaptım.
Onu seyrettim.''
                                                         ***

''On an, kulağa ne kadar basmakalıp gelse de, dünya durdu adeta; sadece ikimiz vardık. Başka hiçbir şey yok ve ben onda kaybolmuştum.''
                                                         ***

''Bir biçimde, onu tanıdığım bu kısa süre içinde, Serena soğuk bedenime nüfuz etmeyi başarmıştı. Benim ışığımdı, benim sıcaklığımdı ve onu bırakmaya hazır değildim.''







Puanlama: 3.5/5


1 Aralık 2013 Pazar

The Host| Film Yorumu



Vay be. Anladım ki internetten okuduğum saçma sapan spoilerlı yorumları ciddiye almamalıyım. The Host'u izlemeden önce birkaç yorum gözüme çarpmıştı ve filmi izlemeyi ertelemiştim. Hazır sınavlar bitmişken ve elimin altında bekliyorken film izleyeyim dedim. Sonuç olarak çok sevdim. Kitabını yaklaşık 4 yıl önce okuduğum için ayrıntıları aklımda değildi ama şunu kesinlikle söyleyebilirim ki kitabın ana hatları filmde yansıtılmıştı. Hatta yer yer kitap aklıma geldi, gidişatı kestirdim. Ayrıca kitabı okurken ağladığım kısımda tekrar gözlerim doldu!

Filmin kısaca özetini geçersek bir uzaylı türü dünyamızı istila edip bedenleri ele geçiriyor. Hayatta kalmayı başaran insanlarsa direniyor. Melanie de direnenlerin arasındaydı fakat ele geçiriliyor ama zihninin hakimiyetini bırakmamakta direniyor ve daha sonra göçebeyle (Melanie'yi ele geçiren tür) birlik olup direnişçi olan kardeşini ve erkek arkadaşını bulmaya gidiyorlar. Farkettiğiniz üzere konu anlatma konusunda son derece beceriksizim, biraz daha geniş kapsamlı bir özet için aşağıya ekleyeceğim alıntıya bakabilirsiniz.

Ayrıca bu filimin Stephene Meyer'ın aynı adlı romanından uyarlama olduğundan bahsetmiştim, şimdilik tek kitabı yayınlandı ama yazarımız seriyi devam ettirme kararı almış. Büyük bir merakla bekliyoruz efendim! :D Eğer izleyecek film arayışındaysınız güzel bir seçenek olarak The Host tam karşınızda duruyor,  kesinlikle izlenmeye değer bir film. İyi seyirler.

 Dünyamız görünmeyen bir düşman tarafından istila edilmişti. İnsanların bedenleri, bu istilacılar için sahiplik yaparken bedenler bir değişikliğe uğramamış gibi görünse de, zihinleri ele geçiriliyordu. Neredeyse herkes teslim olmuştu. Geriye kalan vahşi birkaç insandan biri olan Melanie, yakalandığı zaman sonunun geldiğine inanır. Göçebe, Melanie’nin bedenini alan ruh, yetkililer tarafından bir insan bedeninin içinde yaşarken karşılaşabileceği zorluklar hakkında uyarılmıştır: Baskın duygular, hislerin yoğunluğu, çok canlı olabilen anılar Ama Göçebe’nin beklemediği bir zorluk vardır: Bedeninin önceki sakini zihninden vazgeçmeyi reddeder. Göçebe, Melanie’nin düşüncelerinin derinlerine inerek geri kalan insanların nerede olduğunu öğrenmeye çalışır. Ama Melanie’nin zihninde tek görebildiği, sevdiği adamın, hâlâ saklanan bir insan olan Jared’in hayalidir. Bedeninin arzularına direnemeyen Göçebe, yakalamak zorunda olduğu bu adama karşı özlem duymaya başlar. Dış güçler, Göçebe ve Melanie’yi, aslında istemeseler de, ortak bir hedefte birleştirir ve birlikte sevdikleri adamı bulmak için tehlikeli ve sonu belli olmayan bir macera için yola koyulurlar divxplanet.com'dan alıntıdır.


28 Kasım 2013 Perşembe

Hırsızlar Sosyetesi- Ally Carter| Kitap Yorumu


Kitap: Hırsızlar Sosyetesi
Yazar: Ally Carter
Tür: Young Adult-Mystery
Yayınevi: DeliDolu
Seri: Heist Society 


Hırsızlık Bir Meslek Sayılabilir Mi?
Belki hayatını bu iş üzerine kurmuş insanlar, hatta aileler olduğunu bilmek tüylerinizi ürpertebilir. Ama Katarinanın heyecanlı ve "eğlenceli" dünyası size tüm önyargılarınızı unutturacak. 
Ailesinin sürdürdüğü yasadışı işlerden fena halde sıkılan Katarina Bishop, çareyi, prestijli bir yatılı okulda yeni bir hayat kurmakta bulur. Ama Katin bu firari macerası fazla uzun sürmeyecektir. Milyarder arkadaşı Hale, ne yapıp edip yetenekli hırsızımızın okuldan atılmasını sağlar. Amacı, Katarinayı yalnızca aileye geri kazandırmak kadar masum değildir elbette. Hırsızlar sosyetesinin ileri gelenlerinden Arturo Tacconenin evinden beş değerli tablo çalınmıştır ve soygunun tüm detayları, potansiyel hırsız için tek bir kişiyi işaret etmektedir; Katarinanın pek sevgili babasını.
Kurdukları ekip ile birlikte Kat ve Halein, soyguncuyu yakalamak, aileyi bir araya getirmek ve bazı aşk tohumlarını yeşertmek için yalnızca iki haftaları var; karşılarına çıkacak pek çok engele rağmen bunu başarmak içinse oyundaki aklı Kat, enerjiyi Hale, işlerine duydukları aşk ise ikisinin birlikteliğini yönetecek.
Dünyanın en seçkin müzelerinden biri için planlanan soygun, özünde iyiliğe hizmet etmeli; eserlerin gerçek sahipleriyle buluşmasına, parçalanmış bir aileyi bir araya getirmeye ve biraz da... üzeri örtülen bir aşkın su yüzüne çıkmasına.
Dünya çapında büyük bir okur kitlesine sahip Gallagher Akademisi serisinin çok satan yazarı Ally Carterdan nefes nefese okunacak, eğlenceli ve heyecan dolu bir roman.




Deldidolu yayınlarından çıkan Hırsızlar Sosyetesi 285 sayfa. Çok kısa ve çabuk okunabilen bir kitap. Aile mesleği hırsızlık olan bir aile düşünün, ne kadar ilgi çekici değil mi? Aşağıda belirteceğim olumsuzluklara rağmen kitabı büyük bir merakla okudum. Hatta vize dönemi olmasına rağmen aklım hep kitaptaydı. Günümüzde bir çok roman birbirine benziyorken çok güzel ve farklı bir dünyaya girmek isteyenler için çok güzel bir seçenek.

Hırsızlar sosyetesi'ni daha önce yarım bırakıp başka kitap okumaya başlamıştım. Çünkü okurken ait olduğunu serinin ikinci kitabıymış gibi hissettim. Bir türlü hikayenin içine giremeyip sonunda da sıkılıp yarım bırakmıştım.
Bu sefer de aynı şeyler oldu. Örneğin Simon'ı nereden tanıyorlardı? Konuşma arasında geçen hırsızlık terimlerini açıklamamışlar. Bunların dipnot olarak aşağıda açıklanmasını isterdim. Umuyorum ki ilerleyen kitaplarda geçmişe dair daha çok şey öğreniriz.

Karakterler açısından da gayet güzeldi, bütün karakterleri sevdim. Kitap sonlara doğru inanılmaz derecede akıcı hale geldi. Ben çok sevdim, serinin diğer kitaplarını da büyük bir merakla bekliyorum. Okuyup okumamak arasında kalan herkese tavsiye ederim! 

18 Kasım 2013 Pazartesi

İzliyorum: Almost Human

Bu aralar halihazırda takip ettiğim dizilerin yeni bölümlerine yetişemezken, Dizimag'in durmadan kriterlerime yeni dizi eklemesine resmen uyuz oluyorum!

Yarın çok zor bir sınavım olmasına rağmen merakıma dayanamayıp izlediğim bir dizi oldu Almost Human. Çok sevdim. Polisiye olan her şeyi hem izlerim hem okurum, bir de üstüne böyle bilim-kurgu olduğu zaman tadından yenmiyor. Kolay kolay ilk bölümden bağlanmam dizilerde ama bu sefer öyle olmadı. Çok sevdim ben bu diziyi. Uzun zamandır adam akıllı dizi izleyemediğim için mi yoksa gerçekten güzel olduğu için mi bilinmez ama ben cidden keyif aldım izlerken. Aynı zamanda dizimiz J.J. Abrams imzası taşıyor.

Eğer yeni bir dizi arayışındaysanız, ''Aman polisiye olsun, çamurdan olsun!'' diyorsanız bir denemenizi tavsiye ederim. Zaten daha ilk bölümü yayınlandı. 

                                                                  ******

Tanıtımı aşağıya koyma nedenim ilk bölümle ilgili ciddi bilgi içeriyor. Ben konularını okumadan dizileri izlemeyi daha çok sevdiğim için böyle yaptım. Okuyup okumamak size kalmış.

Not: Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim Dorian sen ne tatlı şeysin öyle!










Yıl olmuş 2048… John Kennex, polis departmanına yapılan bir saldırı nedeniyle 17 ay komada kalmış, kız arkadaşı tarafından terk edilmiş ve bu sırada kaybettiği ayağı yerine mekanik bir ayak takılmış bir polis. Sonunda görevine döner ve kurallar gereği bir robotla partner olur, ki robotlardan da hiç hoşlanmayan biri. İlk robot ortağı ona geçmişle ilgili suçlayıcı şeyler söyleyince ondan kurtulur ve bunun üzerine, artık üretilmeyen bir modele tabi Dorian ile partner olmasına karar verilir. Dorian zaman zaman duygusal tepkiler de verebilen bir androidtir.
Dizi; ikilinin ortaklıkları, yaşamları ve üstlendikleri görevler üzerine kurulu bir yapım olacak. Arkasındaki isimler, Fringe'in de arkasındaki ikili olan J.H. Wyman ve J.J. Abrams. luna - birdizihaber

Kapağı Yüzünden Almadığım Kitaplar #1

Yoğun bir vize döneminden merhaba! Sınavlar yüzünden ne bir şey yazabiliyorum ne de kitap okuyabiliyorum. Eh, durum böyle olunca da uzak kaldım blogumdan. Pegasus Yayınları'nın Sonbahar- Kış kitap katoluğuna bakarken, hakkında güzel yorumlar duyup da kapakları yüzünden bir türlü elimin gitmediği kitapları listelemek geldi aklıma. Hemen sıvadım kollarımı, kısa bir liste hazırladım sizin için. Her bir yazıda tek kitap yayınlamayı planlıyorum. İşte kapağı yüzünden bir türlü elimin gitmediği ilk kitap;

Meleğin Düşüşü- Susan EE









Kıyamet melekleri yeryüzüne inip tüm dünyayı yakıp yıktığından bu yana altı hafta geçti. Gündüzleri sokak çeteleri hüküm sürüyor, geceleri korkunun ta kendisi. Bir gün savaşçı melekler küçük bir kızı kaçırdılar, tekerlekli sandalyeye mahkum, aç biilaç halde, ufacık bir kızı. Kızın ablası, Penryn, kardeşini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak. Buna, aslında düşmanı olan bir melekle bir anlaşma yapmak dahil olsa bile. Raff e, kanatları kesilmiş, gücünü yitirmiş bir melek. Binlerce yıl savaştıktan sonra şimdi hayatı, gencecik bir kızın ellerinde. Penryn ve Raff e, korkunun ve tuhaf yaratıkların hüküm sürdüğü bir dünyada bir başlarınalar, hayatta kalmak için de birbirlerine ihtiyaçları var. Her şeye rağmen sağ kalıp düşman meleklerin inine gitmeliler. Penryn burada kardeşini bulmayı umut ediyor. Raffe ise binlerce yıllık düşmanlarına karşı tek başına savaşıp kanatlarını ve eski gücünü yeniden kazanmayı.


Bazı kitaplar vardır kapağı muhteşem olsa bile içeriği güzel olmaz, kabına aldanıp almış olursunuz. Bazı kitaplarda da bu durumun tam tersi  olabiliyor. Meleğin Düşüşü, o kitaplardan biri bence. Bir çok bloggerın çok severek okuduğu bu kitabı, sırf kapağı yüzünden okumak istemiyorum. Yayınevleri bu konuda biraz daha bilinçlense süper olur! Meleğin Düşüşü serisinin orijinal edisyonunu görmek ve seri hakkında daha çok bilgi almak isteyenler GR sayfasına alalım.


12 Kasım 2013 Salı

Carrie: Günah Tohumu| Film Yorumu


Stephen King'in ilk romanı olan Carrie, aynı zamanda yazarın okuduğum ilk romanı olma özelliğini taşıyor. Daha önce 1976 yılında vizyona giren Carrie, bu ay yeniden vizyona girdi. Ben de iki gün önce izleme şansı buldum. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Carrie'nin ilk çekilmiş filmini izlemedim, kıyaslama yapamayacağım.

King'in aynı adlı romanını kısa bir zaman önce okuyup burada yorumlamıştım. Gözlemlediğim kadarıyla filmde  kitaba oldukça bağlı kalınmış. Evet, günümüze uyarlanan yerler vardı ama bu kadar kitapla özleşmiş bir film izleyeceğimi düşünmüyordum. Kitap yer yer akıcı gelmemişti bana, arada olan makaleler hikayeden kopmama neden olmuştu. Film bu açıdan daha güzel geldi.

Erkek arkadaşım filme, korku filmi görme umuduyla girmişti ve ilk yarıda çok sıkıldı. Eğer korkma umuduyla gideceksiniz memnun kalmazsınız filmden. Genel olarak oyuncuları beğendim, Carrie'yi biraz daha tıknaz isterdim ama olsun bu haliyle de film gayet güzel.

Sonuç olarak film hoşuma gitti. Kendimi film yorumlayacak kadar bilgili görmediğim için fark ettiyseniz çok fazla ayrıntıya girmedim. Kitabını okumuş birisi olarak ben güzel vakit geçirdim, tavsiye ediyorum.

Hazır King'in romanlarından uyarlanmış bir filmden bahsetmişken, Sinema dergisinde yer alan En İyi 5 Stephen King Uyarlamasını sizinle paylaşmak istedim;



1. The Shining| Cinnet (1980)

2. The Shawshank Redemption| Esaretin Bedeli (1994)

3. Carrie (1973)

4. Misery| Ölüm Kitabı (1990)

5. The Dead Zone| Ölüm Bölgesi (1983)

9 Kasım 2013 Cumartesi

Cumartesi İlk 10: Sevmediğim Karakterler



Uzun zamandır katılmayı ihmal ettiğim bir etkinlikle karşınızdayım. Sevgili Optik'in Kitap Blogu bu hafta sevmediğimiz on karakteri sıralamamızı istemiş. Karakterleri sıralarken tekrar tekrar sinirlendim, kendi kendime saç baş yoldum ama olsun. Sonuç olarak işte karşınızda listem;

1. Rowena- Ateş Dizisi

2. Valentine- Ölümcül Oyuncaklar

3. Rose Hathaway- Vampir Akademisi

4. Charlotte- Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer

5.  Gale- Açlık Oyunları

6. Celeste- Beni Seç

7. Karanlıklar Efendisi- Gölge ve Kemik

8. Simon- Ölümcül Oyuncaklar

9. Draco Malfoy- Harry Potter

10. Ky- Eşleşme




6 Kasım 2013 Çarşamba

Gölge ve Kemik- Leigh Bardugo| Kitap Yorumu


Kitap: Gölge ve Kemik
Yazar: Leigh Bardugo
Tür: Fantasy- Romance- Paranormal
Yayınevi: Martı Yayınları
Seri: Grisha Serisi



Onu yalnızca geçmişi... geleceği ise bir tek o kurtarabilir...
"Bekle!" diye sesimi yükselttim ama o çoktan arkasını dönmüştü. Kolunu tuttum, bizi izleyenlerden gelen şaşkınlık dolu seslere aldırış etmedim. "Bir yanlışlık olmalı. Ben... düşündüğünüz gibi..." Yavaşça bana dönüp kolunu tutan elime ters ters bakınca sustum. Elimi çektim ama öyle hemen geri adım atmayacaktım. "Ben düşündüğünüz kişi değilim," diye fısıldadım çaresizce.
Karanlıklar Efendisi biraz daha yakınıma geldi, sadece benim duyabileceğim bir sesle, "Kim olduğunu bildiğini hiç sanmıyorum!" dedi.
"Zengin fantastik öğelerle oluşturulmuş bir dünya, büyüleyici kurgu ve sizi kendine bağlayan duygusal bir kanca gibi... Sayfaları çevirirken kendinizden geçecek, final sahnesinde tüm tahminleriniz yanlış çıkacak ve doruk noktasında alnınızdan vurulmuşa döneceksiniz!"Horn Book Magazine
"Bu büyüleyici dünya, içinde birçok tuzak barındırıyor. Mitolojiyle süslenmiş ve inandırıcı karakterlerle güçlendirilmiş roman sarsıcı sürprizlerle heyecanı ve adrenalini zirveye ulaştırıyor. George R. R. Martin ve J. R. R Tolkien hayranlarına özellikle tavsiye edilir."RT Book Reviews
"Baş döndüren, eşsiz bir dünyada beklenmedik sürprizleri olan muhteşem bir kitap. Fantastik roman severlerin gözdesi olacak."Library Journal
"Etkileyici betimlemelerle dolu, entrika ve akıl almaz büyülerle süslenmiş, içinde pek çok sürpriz barındıran bu macera aynı zamanda romantizm ile tehlikeli bir tutkuyu da bir arada sunuyor."Publishers Weekly
"Leigh Bardugo sihirli parmaklarıyla harika bir roman yaratmış. Karakterler oldukça gerçekçi, kurduğu dünya ise bir o kadar egzotik ve hareketli. Fantastik tür okuyucuları bu seriye bayılacaklar."Booklist






Bu kitaba başlamadan önce elimde Aşk Adında Hayat vardı. Kitap bir türlü akıp gitmezken gözüm hep kitaplığıma takılmaya başladı. Bir kaç sayfasına bakarım diye elime aldığım Gölge ve Kemik, sabaha karşı bitmişti. Ağzım bir karış açık ''Devamı nerede!?!?!'' diye sızlanmaya başladım tabii hemen.

                                                            *****

Gölge ve Kemik okuduğum en güzel kurgulardan biriydi. İlk söylemek istediğim okurken yeni kavramlarla karşılaşıyoruz, sonuçta yazarımız bize yepyeni bir düzen sunuyor ve onu öğrenmek inanın çok zahmetli. Kim kimdi? Bunlar hangi Grisha sınıfındandı? gibi sorularlarla ilk sayfalarda yalpalıyorsunuz. Ama sonrası. MUHTEŞEM. Ayrıca işimizi kolaylaştırmak için çok güzel de bir harita var! Haritalı kitaplara bayılıyorum, incelemesi çok zevkli değil mi?

Karanlık hüküm sürüyor ve halk sefalet çekiyor. Uzun yıllardır savaş devam etmekte ve çok kayıp verilmiş durumda. Krallık ise şaşırmayacağınız gibi bolluk içinde yüzüyor. Partiler, yemekler, mücevherler. Geç olsada gücü keşfedilen Alina bir anda Küçük Saray'a getirtiliyor ve her şey başlıyor.

Herkesin yerinde olmak isteyeceği durumda olan Alina, Karanlıklar Efendisi'nin yeni gözdesi, hiç uyumadığı kadar yumuşak yataklarda yatıyor ve gücünü keşfediyor. Karanlık Efendisi onun gözünü boyadığı gibi benim de gözüme boyadı! Yazar beni hiç beklemediğim bir anda yakaladı ve kalbime bıçağı sapladı. Her şey öğrenildikten sonra bile hala umudumu kesmemiştim senden Karanlık Efendi. Yazık ettin her şeye, aşkımıza :( -blogger burada sinir boşalması yaşar ve kendi kendine kahkahalar atmaya başlar-

Malyen'le olan ilişkisi gerektiği gibi etkilemedi beni hâlâ aklım Karanlık'ta.

Şaka bir yana kitapta bazı eksiklikler var ama yine de kitap çok güzel ve akıcıydı. Eksikliklerin ikinci kitapla düzeleceğini tahmin ediyorum.

Gölge ve Kemik yepyeni bir dünyaya adım atmak isteyenler için kusursuz bir seçim olucaktır. Karanlık, büyülü ve kudretli bir roman. Ben çok sevdim herkese tavsiye ederim. Okuyun, okutturun.

Puan: 4/5



29 Ekim 2013 Salı

Bu Ay Neler Okudum?- Ekim 2013

Yazın ayda 11 kitap okuyan ben, bu ay yalnızca 4 kitap okumanın üzüntüsünü yaşıyor ve kendimi kınıyorum!
 Ama bu ay okuduğum bütün kitapları çok çok çok beğendim. İşte bu ay okuduğum kitaplar;



1. Zehir Ustası- Maria V. Snyder

2. 5. Kurban- Jane Casey

3. Beastly- Alex Flinn

4. Ölümsüz Ölüm- Nora Roberts





Kitapların gerçek fotoğraflarına bakmak isterseniz instagram hesabım; thpensieve. Siz bu ay neler okudunuz??

edit: Bayramımız kutlu olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene!!

22 Ekim 2013 Salı

Neler İzledim? #1

Bu ara kitap okumak için hiç vaktim yok derken deli gibi dizi ve film izlememe inanın ki anlam veremiyorum. Ekim ayı bitti biticek ben hala üç kitap okuyabilmiş durumdayım. En kısa zamanda eski hızıma dönmeyi istiyorum ama hazır çokça film izlemişken sizlere de bir fikir olsun diye bu postu yayınlamaya karar verdim. Umarım seversiniz! :)



1. Tres Metros Sobre El Cielo 

Bu filmi Tatlı Bela'ya benziyor dendiği için izleme listeme almıştım. Evet, benzerlikler var. Sanırım kitabı okumadan önce izleseydim daha çok sevebileceğim bir film olurdu. Kafamda durmadan Tatlı Bela ile karşılaştırdığım için tam olarak odaklanabildiğimi de sanmıyorum. Ama bunlara rağmen filmi çok sevdim. En kısa zamanda da ikinci filmini izleyeceğim. Güzel bir aşk filmi arayışında olanlara tavsiyemdir.

Not: 2010 yılında İspanya'da vizyona giren film bu yıl bizim ülkemizde de vizyona girdi. 3 yıl sonra! Çok ilginç değil mi?

Imdb - Sinemalar



2. Iron Man 2

Evet, Iron Man serisini yeni izlemeye başlayan şapşal benim! Bugüne kadar neden izlememek için direndiğimi inanın bilmiyorum. Robert Downey Jr. diyorum ve susuyorum. Eğer hâlâ izlemediyseniz mutlaka izleyin! :)

Imdb - Sinemalar



3. Now Is Good

Filmi izlerken aklıma durmadan Aynı Yıldızın Altında kitabı geldi.  Ben böyle filmlere ve kitaplara dayanamıyorum yahu. Film salya sümük ağlattı beni, o kadar etkinlendim ki gece rüyamda da gördüm. Kesinlikle izlenmesi gereken filmlerden biri.

Imdb - Sinemalar




4. Riddick

Bayram tatilinde erkek arkadaşımın yoğun ısrarlarıyla izledim bu filmi. Sanırım bir serinin son çıkan filmiymiş. Pek bir şey anladığım söylenemez. Bol bol Van Diesel'in kaslarını izlemek isteyenlere öneririm. :D

Imdb - Sinemalar




5. Gravity

Bu filme de sinemada gittim, özellikle gittim hatta. 3D olarak izlemek istediğim bir filmdi. Film bana göre görsel bir şölen yaşatıyor. Benim gibi uzayla ilgili her şeyden hoşlanıyorsanız tavsiye ederim. Mutlaka sinemada izlenmesi gereken bir film.

Imdb - Sinemalar



6.  Curse Of  Chucky

Küçükken deli gibi korkuyordum ben Chucky'den. :D Pek korku filmi izleyebilen birisi olmadığım için büyük bir teereddütle başladım izlemeye.  Sonuç olarak kahkahalarla izlemiş bulunmaktayım filmi. Korkmak için değil de eskileri yâd etmek isterseniz izlemeniz gereken bir film bana göre.

Imdb - Sinemalar


Bu aralar siz neler izlediniz? 




19 Ekim 2013 Cumartesi

Beastly- Alex Flinn| Kitap Yorumu

Kaplumbağa hızıyla kitap okuyan Nihan'dan herkese merhaba! Okul açıldığından beri bitmek bilmeyen ödevler ve bir anda canlanan sosyal hayatım yüzünden kitap okuma hızım yerlerde. Durum böyle olunca bloga bir şeyler yazmak çok zor oluyor. Blogu ihmal ettiğim için özürlerimi size sunuyor ve yorumuma geçiyorum.
                                                             ***



Dış görünüşün her şey olduğunu düşünen ve çirkin görünenlerden olabildiğince uzak durup onları aşağılayan Kyle, bir gün çok yanlış kişiyle uğraşıyor ve bam! Kendimizi modern bir Güzel ve Çirkin masalında buluyoruz.

Her bölümün başında Beklenmedik Değişimler sohbet grubunun konuşmalarını okuyoruz. Çoğu konuşmayı kahkahalarla okudum, kitabın en eğlenceli kısımlarıydı bence. Ayrıca hâlâ kurbağanın nasıl yazdığını anlayabilmiş değilim. :D Kitabı okumaya başladığım zaman Kyle bana çok itici gelmişti. O değiştikçe ona iyice ısındım ve ona ısındığım andan itibaren kitap su gibi aktı. Her bir karakteri sevicek ve kendinizi kolayca onların yerine koyabiliceksiniz.

Güzel ve Çirkin masalından günümüze uyarlanan Beastly, eğlenceli ve akıcı anlatımıyla kolayca okunan bir roman. Kışın kendini iyice hissettirmeye başladığı şu günlerde içinizi ısıtıcak, aksiyonsuz sevimli bir aşk hikayesi okumak isteyenler için mükemmel bir seçenek. Ben okurken çok eğlendim, tavsiye ediyorum.

Ayrıca bu kitapla aynı isimden bir de uyarlaması çıkmış. En kısa zamanda  filmi izlemeyi planlıyorum. Siz kitap hakkında neler düşünüyorsunuz?

Puanlama: 4/5

12 Ekim 2013 Cumartesi

Zehir Ustası- Maria V. Snyder | Kitap Yorumu




Zehir Ustası eylül ayında yaptığım alışverişte elime geçmişti-hala düzenlemeye üşendiğim için yayınlamadığım bir post daha-.  1-2 hafta sonra elime alabildim ve bir baktım kitap bitmiş, ben Büyü Ustası için yanıp tutuşuyorum. Malesef sömestra kadar alışveriş yapamayacağım için ikinci kitap bekleyecek. Ne yapalım ben de Zehir Ustasını tekrar okurum!

 Çoğu kişinin aksine Dex hayranı değilim ben, kitaplığımda fazla yoktur kitapları. Ama Zehir Ustası'nı okuduktan sonra  Dex'ten çıkan bütün kitapları merak etmeye başladım. Kitabın kapağını çok beğenmesem de konuyu biraz yansıtıyordu. Çeviri sorunsuzdu ve baskı hatasıyla karşılaşmadım hiç. 

 Yelena sorunlu geçmişi ve ürkekliğiyle okumaktan zevk aldığım bir karakter oldu. Çoğu karakteri okurken ''Neden böyle yapıyooosssuunnn!?'' diye çığlık çığlığa okurdum ama Yelena gayet tutarlıydı. Benim için saç baş yoldurmayan nadir karakterlerden biri oldu kendisi. Okurken en zevk aldığım olaylardan biri de Valek'in arkasına saklandığı kısımlardı. 
  Hazır Valek demişken. Onun o soğukkanlı katil hallerine bayıldım!! Bu aralar aşkını dile getiren ve hemen yelkenleri suya indiren karakterlerden hoşlanmıyorum. (Evet, iyice mazoşist oldum.) Valek beklentilerimin çoğunu karşıladı. 
  Janco ve Ari ise en sevdiğim yan karakterler olarak tarihe geçtiler sanırım. Onların geçtiği kısımları daha bir  severek okudum. 

Kitap beni bir çok yönden şaşırtırken, tahmin ettiğim yerler de oldu. Bazı yerlerde sıkılırken bazı yerlerde kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Kitabın sonu hariç bir çok şeyi sevdim. Böyle karanlık başlayan bir kitabın sonunun da buna yakışır olmasını beklerdim. Serinin devam kitaplarını büyük bir merakla bekliyorum, en kısa zamanda almam lazım.

Puanlama;

4,5/5

3 Ekim 2013 Perşembe

Bu Ay Neler Okudum?- Eylül

Herkese merhaba, uzun süredir bir şeyler paylaşmadığımın farkındayım. Okul açıldı, çok yoğun bir döneme girdim. Yeni yeni rahatlarken hemen geçen ay neler okuduğumu sizinle paylaşayım dedim. Yoğun bir ay geçirmeme rağmen oldukça iyi okuduğumu düşünüyorum.













1. İkiz Bedenler- Tess Gerritsen

Okurken çok gerilmesem de sonu hiç tahmin ettiğim gibi bitmemişti. Kitabın başından beri şüphelendiğim kişi aslında çok masummuş. İnsanı ters köşeye yatıran bir kitaptı. Ben çok beğendim.
Puan: 5/5













2. Kupa Valesi- Andrew Gross

Beni hayal kırıklığına uğrattı bu kitap. D&R'ın indiriminden alırken çok büyük hayallere kapılmıştım ama kitabın ortalarına doğru çok sıkıldım. Sonu da fena değildi. Okunmaz demiyorum ama bu kitabı okuyana kadar daha güzel polisiyeler var piyasada.
Puan: 3/5













3. Ölü Kızın Dansı- Rachel Caine

Yorumu burada.















4. Gece Yarısı Çıkmazı- Rachel Caine

Yorumunu çok yakında yayınlayacağım.
Puan: 4/5














5. Göz- Stephen King

Yorumu burada.













6. Ateşi Yakalamak- Suzanne Collins

Yorumu burada.













7. Mezarla Randevu- Jeaniene Frost

Yorumu burada.















8. Ayaklı Bela- Jamie McGuire

Yorumu burada.














9. Görkemli Ölüm- Nora Roberts

Çok severek okuduğum bir seri daha, okumayan varsa mutlaka tavsiye ederim. Bu arada belirtmek istiyorum genellikle kitabın sonuna kadar katili bulamıyorum.
Puanlama:5/5














10. Dublin Caddesi- Samantha Young

Zamansızlıktan yorumlayamadığım bir kitap daha. Bir iki sayfa okurum diye koltuğa oturdum ve kalktığımda kitap bitmiş, hava kararmıştı. Siz düşünün gerisini.
Puanlama:4/5















11. Safir Mavi- Kerstin Gier

Bu seriye bayılıyorum ya, müthiş. Üçüncü kitabı okumak için sabırsızlanıyorum.
Puanlama: 5/5

20 Eylül 2013 Cuma

Ayaklı Bela- Jamie McGuire | Kitap Yorumu



Benim bazı dönemlerim oluyor, daha önce okuyup sevdiğim kitapları yeniden okumak istiyorum. Tatlı Bela da bir süre aklımdaydı ama biraz dişimi sıkıp Ayaklı Bela'yı beklemeye karar vermiştim. İyi mi yaptım? İnanın bilmiyorum.

Kendimce hem hayal kırıklığına uğradım hem de mest oldum. Kitabın başları mükemmeldi. Travis'in aklında olmak, onun düşüncelerini okumak çok hoştu. Ama olaylar ilerledikçe Tatlı Bela'da  okuyup sinir olduğum olayları bir de Travis'in bakış açısıyla okuyunca iyice dağıldım.
İlk Kitapta Abby'ye sinir mi olmuştunuz? Ayaklı Bela'da Travis'in yaşadıklarını okuyunca, nefret edilen karakterler listenizin birinci sırasına oturmaya aday olucak kendileri. Genel olarak en çok akılımda kalan kısım kitabın sonuna eklenmiş olan bölümdü.  Zaten bütün kitap boyunca en çok ilgimi çeken yer orası oldu. ''İşte sonunda ilginç bir şeyler okuyoruz!'' diye söylendim kendi kendime. Çok güzeldi ama öyle bir son beklemiyordum.

Çeviriyi ilk başta biraz garipsedim, hatta iki defa kontrol ettim Tatlı Bela'yı çeviren kişi mi çevirmiş diye. Ama ilerleyen sayfalarda gözüme batan bir şeyler olmadı. Sanırım çok daha iyi bir kitap bekliyordum.
Ne olursa olsun Travis tutkunları için göz açıp kapayıncaya kadar bitecek, hem hüzünlü hem de aşk dolu bir romandı. Okuyun, okutturun.

Daha önce Tatlı Bela için bloga bir şeyler yazarken de söylediğim gibi, her eve bir Maddox erkeği lazım. AMİN! :D

Bunlar da ilginizi çekebilir;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...